“Az yiyorum ama zayıflayamıyorum” ifadesi, kilo verme sürecinde sıkça dile getirilen şikayetlerden biridir. Görünürde düşük kalori alımına rağmen tartıda ilerleme kaydedilememesi, genellikle altta yatan çok faktörlü nedenlerden kaynaklanır. Bu durum yalnızca yeme miktarıyla açıklanamaz.
Gerçek kalori alımı ile algılanan miktar arasında fark olabilir. Porsiyon kontrolü yapılsa dahi, enerji içeriği yüksek gıdalar veya sıvı kaloriler fark edilmeden tüketilebilir. Aynı zamanda vücudun enerji harcamasını düzenleyen hormonlar ve metabolik süreçler de bu dengeyi etkiler.
Yetersiz fiziksel aktivite, hormonal bozukluklar, stres, uyku problemleri ve bağırsak sağlığı gibi pek çok etken kilo kaybını durdurabilir. Bu tür durumlarda kişiye özel, çok yönlü bir değerlendirme ve profesyonel destek gerekebilir.
Kilo verme sürecinde yalnızca az yemek yeterli değildir; doğru besin seçimi, düzenli hareket, uyku kalitesi ve psikolojik denge de başarının temel taşlarıdır. Bu unsurlar göz önünde bulundurularak sürdürülebilir bir plan oluşturulmalıdır.
İçerik
1. Kalori Alımı Sanılandan Daha Yüksek Olabilir
Kişi bilinçli olarak az yediğini düşünse de gün içinde fark edilmeden tüketilen küçük atıştırmalar, içecekler veya soslar toplam kalori alımını artırabilir. Bir avuç kuruyemiş, birkaç yudum meyve suyu ya da kahveye eklenen şeker ve krema genellikle “önemsiz” olarak görülür. Ancak bu eklemeler gün sonunda anlamlı bir enerji fazlası yaratabilir.
Ayrıca porsiyon algısı kişiden kişiye değişir. Evde hazırlanan yemeklerde ölçü kullanılmaması, dışarıda yenilen öğünlerin içeriğinin tam bilinmemesi de bu algıyı zorlaştırabilir. Bu durum, kişinin gerçekten az yiyip yemediğini değerlendirmeyi güçleştirir.
2. Çok Düşük Kaloriyle Beslenmek Metabolizmayı Yavaşlatabilir
Uzun süre çok az kalori almak, vücudun kendini korumaya almasına neden olabilir. Bu durum genellikle “metabolizma yavaşlaması” olarak adlandırılır. Vücut, enerji kıtlığı algıladığında harcadığı kaloriyi azaltmaya çalışır. Böylece kilo kaybı durabilir ya da beklenenden daha yavaş ilerleyebilir.
Bu süreçte kişi halsizlik, üşüme, konsantrasyon güçlüğü gibi belirtiler de yaşayabilir. Her bireyin günlük enerji ihtiyacı farklıdır ve bu ihtiyacın çok altına düşmek her zaman kilo kaybını hızlandırmaz. Uzun vadede bu yaklaşım sürdürülebilir olmayabilir.
3. Protein ve Lif Alımının Yetersiz Olması
Yemek miktarı azalsa bile besin içeriği dengeli değilse kilo kontrolü zorlaşabilir. Özellikle protein ve liften fakir bir beslenme, tokluk hissinin kısa sürmesine yol açabilir. Bu da gün içinde farkında olmadan daha sık yeme isteği doğurabilir.
Protein, kas kütlesinin korunmasına katkı sağlayan bir besin öğesidir. Lif ise sindirimi yavaşlatarak kan şekeri dalgalanmalarını azaltabilir. Bu iki unsurun yetersiz olduğu diyetlerde kişi “az yediğini” düşünse bile vücut farklı tepkiler verebilir.
4. Uyku Düzeni ve Stres Faktörü Göz Ardı Edilebilir
Yetersiz uyku ve kronik stres, kilo kaybı sürecini etkileyebilen önemli faktörlerdir. Uykusuzluk bazı hormonların dengesini değiştirebilir ve iştah artışına neden olabilir. Aynı zamanda stres, bazı kişilerde yeme davranışını tetikleyebilir ya da vücudun su tutmasına yol açabilir.
Yoğun stres altında olan bireyler, gün içinde çok az yemelerine rağmen tartıda değişim göremeyebilir. Bu durum, çoğu zaman beslenme dışı etkenlerin de değerlendirilmesi gerektiğini gösterir.
5. Fiziksel Aktivitenin Türü ve Düzeyi Yeterli Olmayabilir
Kilo verme sürecinde yalnızca beslenmeye odaklanmak her zaman yeterli olmayabilir. Fiziksel aktivite, enerji harcamasını artırmanın yanı sıra kas kütlesini korumada da rol oynar. Ancak yapılan egzersizin türü, sıklığı ve süresi bu noktada önemlidir.
Bazı kişiler çok düşük tempolu veya düzensiz hareket ettiklerini fark etmeyebilir. Diğer yandan, yeni başlanan egzersiz programlarında kas dokusunda geçici su tutulumu görülebilir. Bu durum, tartıda kilo kaybı olmadığı izlenimini yaratabilir.
6. Hormonal ve Metabolik Durumlar Etkili Olabilir
Bazı hormonal dengesizlikler kilo vermeyi zorlaştırabilir. Tiroid fonksiyon bozuklukları, insülin direnci gibi durumlar bu süreçte akla gelebilir. Bu tür durumlarda kişi gerçekten az yese bile vücut beklenen yanıtı vermeyebilir.
Hormonal faktörler kişiye özeldir ve yalnızca belirtilere bakarak değerlendirme yapmak doğru olmayabilir. Bu nedenle kilo kaybı uzun süre durduğunda, uzman görüşü almak ve gerekli tetkiklerin planlanması önemlidir.
7. Kilo Değişimi Sadece Tartıyla Değerlendiriliyor Olabilir
Kilo kaybı her zaman tartıdaki rakamla birebir örtüşmeyebilir. Vücut kompozisyonundaki değişiklikler, yani yağ oranının azalması ve kas kütlesinin korunması ya da artması tartıda aynı kiloyu gösterebilir. Bu durumda kişi “zayıflayamıyorum” düşüncesine kapılabilir.
Özellikle egzersiz yapan bireylerde bu durum daha sık görülür. Kıyafetlerin bol gelmesi, bel çevresinde incelme gibi değişimler fark edilse bile tartı sabit kalabilir. Bu nedenle sürecin tek bir ölçütle değerlendirilmemesi önerilir.

Op. Dr. Ahmet Bekin, 1983 yılında İstanbul’da doğdu. 2006 yılında Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu ve 2011 yılında İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Uzmanlık eğitimini tamamladıktan sonra fıtık cerrahisi, reflü cerrahisi, obezite cerrahisi, ileri laparoskopik cerrahi ve robotik cerrahi alanlarında çalıştı. Ayrıca endokrin cerrahisi, onkolojik cerrahi ve minimal invaziv cerrahi alanlarında da eğitim aldı. Halen İstanbul’daki özel kliniğinde Türkiye’nin yanı sıra Almanya ve Fransa gibi ülkelerden de hasta kabul etmektedir.
