Trulicity (dulaglutid), Tip 2 diyabet tedavisinde kan şekerini düzenlemek ve kardiyovasküler riskleri azaltmak amacıyla kullanılan, FDA ile Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu (TİTCK) tarafından resmi olarak onaylanmış haftalık bir GLP-1 reseptör agonistidir. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) bu ilacın maliyetini yalnızca sıkı tıbbi kriterleri sağlayan raporlu diyabet hastaları için karşılarken, zayıflama veya obezite tedavisi gibi ruhsat dışı kullanımlarda hiçbir şekilde geri ödeme yapmamaktadır. İştahı baskılayarak kilo kaybını destekleyen bu biyoteknolojik ajan, metabolik sorunların yönetiminde tercih edilse de fazla kilo ve obezite tedavisinde mide botoksu gibi lokal ve kesisiz işlemlere kıyasla ömür boyu kullanım gerektiren destekleyici bir medikal araç konumundadır.
İçerik
Trulicity Nedir?
Trulicity, bilimsel terminolojide glukagon benzeri peptid-1 veya kısaca GLP-1 reseptör agonisti olarak adlandırılan özel bir ilaç grubuna aittir. İnsan vücudunda, yemek yedikten hemen sonra bağırsaklardan salgılanan doğal bir GLP-1 hormonu bulunur. Bu hormon, pankreası uyararak kan şekerini düzenler ve aynı zamanda beyne tokluk sinyalleri gönderir. Ancak vücudumuzun ürettiği bu doğal hormonun ömrü çok kısadır; salgılandıktan sadece birkaç dakika sonra enzimler tarafından parçalanarak etkisini yitirir. Trulicity molekülü ise, laboratuvar ortamında bu hızlı parçalanmaya karşı oldukça dirençli olacak şekilde özel olarak tasarlanmıştır. Bu dayanıklı moleküler yapı sayesinde ilaç, cilt altına uygulandıktan sonra kan dolaşımında günlerce aktif kalabilme özelliğine sahiptir. Etkisini uzun süre devam ettirebilmesi, hastaların ilacı her gün yerine haftada sadece bir kez kullanabilmesine olanak tanır.
İlacın vücut içindeki çalışma mekanizması son derece çok yönlüdür ve birkaç farklı organ üzerinde eş zamanlı etkiler yaratır. İlk ve en önemli durak pankreastır. İlaç pankreasa ulaştığında, kandaki şeker seviyesinin yükseldiğini algılar ve buna yanıt olarak insülin üretimini artırır. Bu sürecin en büyük avantajı, insülin artışının sadece kan şekeri yüksekken gerçekleşmesidir. Böylece hastanın kan şekerinin aniden ve tehlikeli boyutlarda düşmesi riski önemli ölçüde engellenmiş olur. Eş zamanlı olarak yine pankreastan salgılanan ve kan şekerini yükselten glukagon hormonunun üretimi de baskılanır.
İlacın sindirim sistemi üzerindeki etkisi de en az pankreas üzerindeki etkisi kadar belirleyicidir. Trulicity, midenin boşalma hızını yavaşlatır. Mide daha yavaş boşaldığında, tüketilen gıdalar sindirim sisteminde daha uzun süre kalır. Bu fizyolojik yavaşlama, kişinin öğünlerden sonra çok daha uzun bir süre tok hissetmesini sağlar. Aynı zamanda molekül, kan yoluyla doğrudan merkezi sinir sistemine, yani beyne ulaşır. Beyindeki iştah kontrol merkezine bağlanarak, vücudun enerjiye ihtiyacı olmadığı ve yeterince besin alındığı yönünde güçlü sinyaller iletir. İştahın merkezden baskılanması ve midenin yavaş çalışması birleştiğinde, kişi gün içinde çok daha küçük porsiyonlarla doymaya başlar.
Trulicity Hangi Hastalıkların Tedavisi İçin Onaylanmıştır ve Kimler Kullanabilir?
Trulicity’nin klinik yolculuğu incelendiğinde, ilk onayını 2014 yılında Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) üzerinden Tip 2 diyabet hastalarının kan şekeri seviyelerini iyileştirmek amacıyla aldığı görülür. Ancak tıbbi araştırmalar yıllar içinde derinleştikçe, bu ilacın sadece kan şekerini düşürmekle kalmadığı, diyabetin vücutta yarattığı yıkıcı etkilere karşı da koruyucu bir bariyer oluşturduğu fark edilmiştir. Özellikle kalp ve damar sağlığı üzerindeki olumlu etkileri bilimsel çalışmalarla desteklendikten sonra FDA, ilacın kullanım alanını genişletmiştir. Daha önce kalp krizi, inme gibi ciddi kardiyovasküler sorunlar yaşamış veya bu hastalıklar açısından yüksek risk taşıyan Tip 2 diyabetli erişkinlerde, olası yeni kalp ve damar sorunlarını azaltma endikasyonu da resmi olarak onaylanmıştır. İlerleyen yıllarda diyabetin çok daha erken yaşlarda görülmeye başlanmasıyla birlikte kullanım yaşı 10 yaş ve üzerindeki çocuk hastaları da kapsayacak şekilde güncellenmiştir.
Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu (TİTCK) standartlarına göre ilaç, önceden doldurulmuş tek kullanımlık enjeksiyon kalemleri formunda ruhsatlandırılmıştır. İlacın piyasada farklı dozajları bulunur ve her hastanın ihtiyacına göre tedavi dozu hekim tarafından belirlenir. Genellikle, tedaviye ilk kez başlanırken veya ileri yaştaki hastalarda vücudun ilaca vereceği tepkiyi gözlemlemek adına düşük dozlu başlangıç tercih edilir. Hastanın kan şekeri yanıtına ve ilacı tolere etme durumuna göre doz kademeli olarak artırılabilir. Eğer hasta halihazırda farklı diyabet hapları kullanıyorsa, Trulicity bu tedavilere ek olarak sürece dahil edilebilir. İlaç, hastaların kendi başlarına rahatlıkla uygulayabileceği pratik bir tasarıma sahiptir; genellikle karın, üst kol veya uyluk bölgesine cilt altı enjeksiyon yoluyla uygulanır.
Trulicity Kullanımı Sırasında Karşılaşılabilecek Yan Etkiler Nelerdir?
Her tıbbi müdahalede ve ilaç tedavisinde olduğu gibi, vücut sistemleri üzerinde böylesine kapsamlı etkiler yaratan bir ajanın kullanımı sırasında da dikkatle izlenmesi gereken bazı yan etkiler bulunmaktadır. Tıbbi otoriteler, belirli genetik yatkınlıkları olan kişilerin bu tür ilaçları kullanımında çok hassas davranılmasını önermektedir. Özellikle laboratuvar çalışmalarında gözlemlenen bazı tiroid bulguları nedeniyle, ailesinde veya kendisinde medüller tiroid karsinomu gibi spesifik tiroid hastalıkları öyküsü bulunan kişilerin bu ilacı kullanması uygun bulunmamaktadır.
Tedavi sürecinde tiroid bezi ile ilgili hassasiyet yaratabilecek durumlar yakından takip edilmelidir. Hastaların dikkat etmesi gereken bazı önemli belirtiler şunlardır:
- Boyunda şişlik
- Yutkunma güçlüğü
- Nefes darlığı
- Ses kısıklığı
İlacın sindirim sistemi倒 doğrudan etkilemesi ve mide boşalmasını yavaşlatması, özellikle tedaviye yeni başlandığı dönemlerde çeşitli mide ve bağırsak şikayetlerine yol açabilir. Midenin yeni çalışma düzenine alışmaya çalıştığı bu ilk haftalarda hastaların günlük yaşam kalitesi bir miktar etkilenebilir.
En sık karşılaşılan sindirim sistemi yan etkileri şunlardır:
- Bulantı
- Kusma
- İshal
- İştahsızlık
- Hazımsızlık
Bu yan etkiler çoğunlukla zaman içinde hafifleme eğilimindedir. Ancak şiddetli bulantı ve kusma durumlarında vücut aşırı sıvı kaybedebilir. Sıvı kaybı (dehidrasyon), böbreklerin süzme fonksiyonlarını zorlayabileceği için ilacı kullanan bireylerin gün içinde bol su tüketimine her zamankinden daha fazla özen göstermesi gerekir. Ayrıca geçmişte pankreas iltihabı (pankreatit) geçirmiş kişilerin tedavisinde bu ilaçlar tercih edilmez. Tedavi sırasında sırta vuran, dinmeyen ve oldukça şiddetli bir karın ağrısı yaşanırsa, bu durum pankreas ile ilgili bir hassasiyete işaret edebileceğinden hekime bilgi verilmesi büyük önem taşır.
Diğer ilaçlarla birlikte kullanımda da özenli olunmalıdır. Mide boşalma hızının değişmesi, ağız yoluyla alınan diğer günlük ilaçların emilim süresini etkileyebilir. Özellikle dozu çok hassas ayarlanan tiroid hapları veya benzeri ilaçlar kullanan hastaların, ilaç kullanım saatlerini yeniden düzenlemeleri gerekebilir. İnsülin kullanan hastalarda ise kan şekerinin aşırı düşmesini engellemek için doz ayarlamaları titizlikle yapılmalıdır.
Türkiye Şartlarında Trulicity Fiyatı ve SGK Geri Ödemesi Nasıldır?
Bir tedavinin tıbbi başarısı kadar, o tedavinin hasta tarafından uzun aylar veya yıllar boyunca sürdürülebilir olup olmadığı da son derece önemlidir. Türkiye koşullarında Trulicity’nin tedarik süreci ve eczane satış fiyatları, tedaviye başlama kararı alan hastalar için en önemli konulardan biridir. Sadece eczanelerden reçete ile temin edilebilen bu ilacın, belirli soğuk zincir kurallarına uyularak taşınması ve saklanması gerekir. Güncel verilere göre, ilacın bir aylık tedaviyi kapsayan dört kalemlik kutusunun fiyatı oldukça yüksek bir seviyededir. Nisan 2026 itibarıyla belirlenen perakende satış fiyatı 13.238,20 TL civarındadır.
Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SGK) geri ödeme politikaları incelendiğinde, ilacın koşulsuz olarak herkes için devlet tarafından karşılanmadığı görülür. Sağlık Uygulama Tebliği (SUT) kuralları gereği, SGK’nın ilacın bedelini karşılaması oldukça sıkı tıbbi kriterlere bağlanmıştır. Hastanın sadece Tip 2 diyabet hastası olması yeterli değildir; aynı zamanda standart diyabet ilaçlarını kullanmasına rağmen kan şekeri kontrolünün sağlanamadığının tahlillerle kanıtlanması ve üç uzman hekimin onayını taşıyan özel bir sağlık kurulu raporunun çıkarılması şarttır.
Son yıllarda ilacın popülerliğini artıran asıl konu olan “kilo verdirici” etkisi ise geri ödeme kapsamında yepyeni bir durum yaratır. İlacın diyabet hastası olmayan bireyler tarafından sadece zayıflama veya obezite tedavisi amacıyla kullanılması “ruhsat dışı” (off-label) bir uygulama olarak kabul edilir. Bu durumda SGK, ilacın bedelini hiçbir şart altında karşılamaz. Kilo vermek amacıyla bu tedaviye başlayan bir kişi, her ay on binlerce lirayı bulan maliyeti tamamen kendi bütçesinden karşılamak zorundadır. Obezite tedavisinin aylarla değil yıllarla ifade edilen uzun bir süreç olduğu düşünüldüğünde, sadece ilaç maliyetinin yıllık boyutu çok ciddi rakamlara ulaşır. Birçok hasta, bu yüksek maliyetler nedeniyle tedavisini yarıda bırakmak durumunda kalmakta, bu da verilen kiloların kısa süre içinde geri alınmasına yol açmaktadır.
Trulicity ile Bir Diğer Popüler İlaç Ozempic Arasındaki Farklar Nelerdir?
Metabolik hastalıkların tedavisinde GLP-1 sınıfı ilaçların kullanımı yaygınlaştıkça, hastalar piyasadaki farklı seçenekleri birbirleriyle karşılaştırmaya başlamıştır. Bu alanda en çok bilinen diğer bir ilaç ise etken maddesi semaglutid olan Ozempic’tir. Her iki ilaç da aynı aileden gelmesine rağmen, moleküler tasarımları ve vücuttaki etki güçleri bakımından birbirlerinden ayrılırlar. Tıp dünyasında bu iki ilacın etkilerini doğrudan karşılaştıran geniş çaplı klinik araştırmalar yapılmıştır.
Bu araştırmaların sonuçlarına göre iki ilaç arasındaki temel farkların yoğunlaştığı alanlar şunlardır:
- Kilo kaybı miktarı
- Kan şekeri düşüş oranı
- Mide bulantısı şiddeti
- Enjeksiyon kalemi tasarımı
Yapılan karşılaştırmalı testlerde, Ozempic’in hem diyabetin kontrol altına alınmasında hem de kilo verme hızında Trulicity’ye kıyasla daha agresif ve belirgin sonuçlar verdiği görülmüştür. Kan şekeri ortalamalarını (HbA1c) düşürme kapasitesi ve hastaların sağlıklı hedeflere ulaşma oranları Ozempic grubunda daha yüksektir. Aynı şekilde obezite yönetimi açısından da Ozempic kullanan hastaların, Trulicity kullanan hastalara göre tartıda daha fazla ağırlık kaybettiği saptanmıştır.
Ancak yüksek etkinlik, her zaman en iyi hasta deneyimi anlamına gelmeyebilir. Ozempic’in daha güçlü yapısı, hastaların yaşadığı mide bulantısı, kusma ve sindirim sorunlarının da daha sert hissedilmesine neden olabilmektedir. Buna karşın Trulicity, sindirim sistemi üzerindeki yan etkiler açısından çok daha yumuşak bir profil çizer ve hastalar tarafından günlük hayatta daha kolay tolere edilebilir.
Bir diğer önemli fark ise uygulama kolaylığıdır. Trulicity, iğnesi dışarıdan görünmeyen ve cilde bastırıldığında ilacı otomatik olarak enjekte eden çok pratik, tek kullanımlık bir kalem tasarımına sahiptir. Bu tasarım, iğne korkusu olan kişiler için büyük bir avantaj sağlar. Ozempic ise, ucuna hastanın her kullanımda kendi iğnesini taktığı ve dozu manuel olarak çevirerek ayarladığı çoklu dozlu bir kalemle sunulur. Dolayısıyla tedavi seçimi yapılırken sadece ne kadar kilo verileceği değil hastanın ilacı kullanırken yaşayacağı konfor ve yan etkileri tolere edip edemeyeceği de hekimler tarafından dikkatle değerlendirilir.
Sadece Trulicity Kullanarak Obezite Hastalığından Kurtulmak Mümkün müdür?
Trulicity ve benzeri enjeksiyon tedavilerinin yarattığı tokluk hissi, hastalar arasında obezitenin artık sadece düzenli ilaç kullanarak aşılabileceği fikrini yaygınlaştırmıştır. Obezite, sıradan bir irade zayıflığı, tembellik veya sadece çok yeme alışkanlığı değildir. İnsan vücudunun yağ depolama ve enerji harcama dengelerinin, genetik, çevresel ve hücresel faktörlerin birleşimiyle bozulduğu çok karmaşık, sistemik bir sağlık sorunudur. Vücut, ulaştığı en yüksek kiloyu yeni “normali” olarak kabul eder ve diyet veya ilaçla yapılan her türlü müdahaleye karşı direnmeye programlıdır.
İlaç tedavileriyle elde edilen kilo kaybı süreci incelendiğinde, genellikle tedavinin ilk altı ayında çok motive edici bir düşüş yaşandığı görülür. Ancak hastalar ilacı aynı dozda kullanmaya devam etseler bile, yaklaşık bir buçuk yılın sonunda vücut bu dışarıdan gelen sinyallere alışmaya başlar. Metabolizma yavaşlar, enerji harcaması kısıtılır ve kilo verme süreci “plato” adı verilen bir duraklama evresine girer. İlacın sağladığı fayda belirli bir yüzdede tıkanıp kalır.
Daha da önemlisi, bu ilaçların yarattığı tokluk hissi ve metabolik iyileşme, gözlük kullanmak gibidir; gözlüğü taktığınız sürece net görürsünüz, çıkardığınızda sorun eski haliyle karşınıza çıkar. Trulicity veya benzeri ilaçların kullanımı yüksek maliyet, yan etkiler veya başka nedenlerle bırakıldığı gün, beyindeki iştah merkezi üzerindeki baskı kalkar. Hastanın hissettiği açlık duygusu, ilaca başlamadan önceki dönemden bile daha şiddetli bir şekilde geri döner. Bilimsel veriler, ilacı bırakan hastaların verdikleri kiloların büyük bir kısmını bir yıl içinde, kalanını ise takip eden süreçte hızla geri aldıklarını göstermektedir. Çünkü ilaç, sindirim sisteminin temel yapısını değiştirmez; sadece geçici bir süreliğine hormonları taklit eder. Bu durum hastaları ömür boyu sürecek maddi bir yüke ve kronik bir ilaç bağımlılığına sürükleyebilir.
Neden Mide Botoksu Trulicity Gibi İlaçlara Kıyasla Daha Güvenilir Bir Seçenek Olarak Görülmektedir?
İlaçların sunduğu geçici faydalar ve tüm vücudu etkileyen (sistemik) zorluklar göz önüne alındığında, kilo yönetiminde mide botoksu gibi lokal endoskopik müdahaleler, sağladığı koruyucu ve içsel değişimler sayesinde çok daha konforlu ve sürdürülebilir bir yol sunar. Mide botoksu, sadece ilaçların yaptığı gibi kana karışarak tüm organları yoran kimyasal bir süreçten ibaret değildir; doğrudan midenin kasılma fonksiyonlarını yavaşlatarak kişinin eziyet çekmeden ve kesisiz yollarla daha az yemesini sağlayan ameliyatsız bir müdahaledir.
İlaçlarla hastalar genellikle fazla kilolarının küçük bir bölümünü kaybedip tıkanırken veya ilacı bıraktıklarında kiloları hızla geri alırken, mide botoksu işlemi sayesinde kazanılan porsiyon kontrolü alışkanlıklarıyla vücuttaki fazla ağırlığın çok büyük bir kısmı güvenle kaybedilebilir. İlaçların yıllarca her gün veya her hafta vücuda dışarıdan verdiği kimyasal tokluk komutunu, botoks işlemi doğrudan hedefe (mide kaslarına) lokal olarak ve kesisiz bir şekilde sağlar.
Günümüzde ameliyatsız kilo kontrolünde en çok tercih edilen yöntemlerin başında mide botoksu uygulaması gelir. Bu yöntemde midenin anatomik bütünlüğüne hiçbir zarar verilmeden, endoskopik (ağızdan girilerek) yolla midenin belirli bölgelerine botulinum toksini enjekte edilir. İşlem midenin çalışma hızını yavaşlatır; böylece tüketilen gıdalar midede çok daha uzun süre kalır. Midenin üst kısımlarına yapılan bu lokal müdahale, iştah ve açlık hissini tetikleyen merkezleri doğrudan sakinleştirir. Hasta uyandığında herhangi bir organ kaybı yaşamamış olur, midesi kesilmez ancak iştahı belirgin ölçüde azalır. İlaçların kana karışıp beyindeki reseptörler üzerinden geçici olarak baskılamaya çalıştığı açlık duygusu, mide botoksunda midenin boşalma süresinin fiziksel olarak uzatılmasıyla çok daha doğal bir şekilde kontrol altına alınır.
Ameliyat gibi organın yapısını bozan riskli cerrahilerin aksine, mide botoksu bedenin anatomisini kalıcı olarak değiştirmez. Cerrahi komplikasyonlar veya ömür boyu süren vitamin eksiklikleri yaşanmaz. Sadece tokluk süresi uzatılarak, diyabet ve hipertansiyon gibi yandaş sorunların zayıflama sürecine paralel olarak gerilemesi hedeflenir.
Ekonomik boyutuyla incelendiğinde de mide botoksunun uzun vadede çok daha mantıklı bir seçenek olduğu ortaya çıkar. Trulicity gibi ilaçlar hastaya her ay sürekli yenilenen ciddi bir maliyet çıkarırken, mide botoksu kısa süreli ve genellikle tek seferlik bir işlemdir. Sedasyon altında (hafif uyku hali) endoskopik yöntemlerle yapılan bu işlemden sonra hastalar sadece 15-20 dakika içinde ayağa kalkıp aynı gün sosyal hayatlarına dönebilirler. İlaçların ve bitmek bilmeyen diyetlerin yıllarca süren ve genelde hüsranla sonuçlanan döngüsü düşünüldüğünde, mide botoksunun sunduğu zaman, sağlık ve maliyet tasarrufu oldukça belirgindir.
Mide Botoksu Sürecinde Trulicity Tedavisinden Nasıl Faydalanılabilir?
Tıp bilimindeki gelişmeler, bize farklı tedavi yöntemlerini birbirine rakip olarak görmek yerine, hastanın yararına olacak şekilde birleştirmeyi öğretmektedir. Obezite tedavisi kliniklerinde Trulicity, Ozempic veya benzeri ilaçlar tamamen reddedilmez; aksine hastanın mide botoksu yolculuğunda uygun zamanlarda devreye sokulan çok stratejik destekleyiciler olarak kullanılır. Mide botoksu süreciyle modern ilaç tedavileri, birbirini destekleyen güçlü bir uyum içinde yürütülebilir.
Mide botoksu süreciyle birlikte planlanan ilaç desteğinin sunduğu faydalar şunlardır:
- Çok dirençli kilolarda zayıflama sürecine ivme kazandırmak
- Porsiyon adaptasyonu döneminde beyne giden tokluk sinyallerini desteklemek
- Duygusal yeme krizlerini aşmak
- Kilo verme sürecindeki duraklama (plato) evrelerini kırmak
Özellikle vücut ağırlığı çok yüksek olan ve diyet yapmakta aşırı zorlanan (dirençli obezite) hastalar, botoks işlemine başlarken veya sürecin belirli bir noktasında diyeti sürdürmekte zorluk çekebilirler. Bu durumu aşmak için hekimler, mide botoksu işlemine ek olarak çok kısa süreliğine bu iğneleri reçete edebilir. Hasta bu kısa sürede, ameliyatsız botoks işleminin sağladığı “midedeki lokal fiziksel tokluğa” ek olarak “ilacın beyindeki iştah kapatıcı etkisini” de aldığında süreç çok daha güvenli ve rahat bir şekilde yürütülür. İlaç, botoksun lokal başarısını sistemik olarak destekleyen ve hedefe ulaştıran kısa süreli bir geçiş köprüsü görevi görür.
Mide botoksu sonrası ilerleyen dönemlerde de bu ilaçların kritik rolleri vardır. Hasta işlem yaptırdıktan aylar sonra metabolizmanın direnç göstermesiyle kilo verme süreci duraklayabilir. Veya aradan uzun bir süre geçtikten sonra, yaşam tarzındaki bozulmalara bağlı olarak hasta verdiği kiloların ufak bir kısmını geri almaya başlayabilir. Geçmişte bu tarz durumlarla karşılaşıldığında hastalar genellikle ağır cerrahi ameliyatlara veya mide kestirmeye yönlendirilirdi. Ancak günümüzde, midesi mide botoksu işlemiyle zaten güvenle yavaşlatılmış bir hastaya, çok kısa süreliğine Trulicity gibi iştah baskılayıcı bir ilaç desteği verildiğinde ortaya oldukça verimli sonuçlar çıkmaktadır. Zaten lokal olarak tokluk süresi uzatılmış olan bir mide, ilacın beyindeki açlık merkezini susturma gücüyle birleştiğinde, hasta ameliyat veya neşter risklerine hiçbir şekilde maruz kalmadan yeniden ve kolaylıkla ideal kilosuna doğru inişe geçer.

Op. Dr. Ahmet Bekin, 1983 yılında İstanbul’da doğdu. 2006 yılında Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu ve 2011 yılında İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Uzmanlık eğitimini tamamladıktan sonra fıtık cerrahisi, reflü cerrahisi, obezite cerrahisi, ileri laparoskopik cerrahi ve robotik cerrahi alanlarında çalıştı. Ayrıca endokrin cerrahisi, onkolojik cerrahi ve minimal invaziv cerrahi alanlarında da eğitim aldı. Halen İstanbul’daki özel kliniğinde Türkiye’nin yanı sıra Almanya ve Fransa gibi ülkelerden de hasta kabul etmektedir.
