Fazla kilonun sağlığa zararları, vücutta biriken aşırı yağ dokusunun metabolik dengeyi bozarak diyabet, hipertansiyon ve kalp damar hastalıkları gibi kronik süreçleri tetiklemesi, eklemleri mekanik olarak yıpratması ve karın içi basıncı artırarak fıtık oluşumuna zemin hazırlamasıdır. Obezite, sadece dış görünüşü etkileyen bir durum değil tüm organ sistemlerinde hücresel düzeyde yıkım başlatan sistemik bir hastalıktır. Vücudun doğal taşıma kapasitesinin üzerindeki her kilo, damar yapısından uyku kalitesine kadar her noktada fonksiyon kaybına yol açar. Bu birikmiş ağırlık, yaşam süresini kısaltırken hayati fonksiyonları sessizce kısıtlayan en büyük sağlık engelidir.

Vücudumuzdaki Fazla Kilolar Sadece Estetik Bir Sorun Mudur?

Uzun yıllar boyunca insan vücudundaki yağ dokusunun sadece alınan fazla enerjinin depolandığı pasif bir alan, yani bir nevi yakıt deposu olduğu düşünülmüştür. Ancak yapılan kapsamlı hücresel araştırmalar, bu düşüncenin tamamen eksik olduğunu kanıtlamıştır. Yağ hücreleri, sanıldığının aksine son derece aktif çalışan, sürekli olarak kana çeşitli kimyasal maddeler ve hormonlar salgılayan canlı birer fabrika gibidir. Vücuttaki yağ miktarı sağlıklı sınırların üzerine çıktığında, bu hücrelerin yapısı ve çalışma şekli değişmeye başlar.

Normalde bedeni koruması gereken mekanizmalar, aşırı yağ dokusunun ürettiği zararlı maddeler yüzünden sürekli bir iltihaplanma sürecine girer. Bu durum mikropsuz bir iltihap hali yaratır ve damar duvarlarından iç organlara kadar her noktayı sessizce yıpratır. Bu nedenle bedende biriken aşırı yağ, sadece ayna karşısında yaşanan estetik bir kaygı ya da kıyafetlerin dar gelmesi sorunu değildir. Asıl sorun, derinin altında, damarların içinde ve organların çevresinde yaşanan kimyasal savaştır. Bu savaş, bedeni normalden çok daha hızlı yaşlandırır ve birçok kronik hastalığın temelini atar.

Fazla Kilonun Beden Kütle İndeksi ile Ölçümü Nasıl Yapılır?

Bir kişinin sağlığının kilosu yüzünden tehlikede olup olmadığını anlamak için kullanılan en yaygın ve güvenilir yöntem Beden Kütle İndeksi hesaplamasıdır. Bu hesaplama, kişinin kilosunun boyunun karesine bölünmesiyle elde edilen matematiksel bir değerdir. Ancak bu sadece bir sayı değildir; aynı zamanda bedenin içinde bulunduğu risk durumunu gösteren bir haritadır. Sağlıklı bir yetişkinin vücudunda belirli bir oranda yağ bulunması gerekir; bu yağ enerji dengesi, hormon üretimi ve organların korunması için şarttır. Ancak bu oran aşıldığında tablo değişir.

Hesaplanan değerlere göre bireylerin sınıflandırılması tıbbi yaklaşımları belirler. Beden Kütle İndeksi arttıkça, vücudun taşıdığı fizyolojik yük ve cerrahi işlemler sırasındaki riskler de aynı oranda artış gösterir. Değer 25 ile 30 arasına geldiğinde vücut uyarı sinyalleri vermeye başlar. 30’un üzeri obezite sınırıdır. 35 ve 40’ın üzerine çıkıldığında ise artık vücut alarm durumundadır ve yandaş hastalıklar kendini açıkça göstermeye başlar.

Risk gruplarının temel sınıflandırması şu şekildedir:

  • Zayıf
  • Normal kilolu
  • Fazla kilolu
  • Obez
  • Morbid obez
  • Süper obez

Fazla Kilolar Metabolizmamızı ve Kan Şekerimizi Nasıl Bozar?

Aşırı kilonun bedende yarattığı en yıkıcı etkilerin başında metabolik dengenin altüst olması gelir. Özellikle göbek çevresinde ve iç organların etrafında toplanan yağlar, hücrelerin yapısını değiştirerek onları insülin hormonuna karşı duyarsız hale getirir. İnsülin, kanda dolaşan şekerin hücre içine girip enerjiye dönüşmesini sağlayan anahtardır. Hücreler bu anahtarı tanımaz hale geldiğinde, tıp dilinde insülin direnci dediğimiz tablo ortaya çıkar.

Hücrelere giremeyen şeker, kan dolaşımında birikmeye başlar. Kan şekerinin sürekli yüksek seyretmesi, vücudun alarm vermesine neden olur ve pankreas bu durumu çözmek için daha da fazla insülin üretmeye çabalar. Yıllarca süren bu aşırı mesai, zamanla pankreasın yorulmasına ve insülin üretim kapasitesinin tükenmesine yol açar. İşte bu noktada Tip 2 Diyabet, yani kalıcı şeker hastalığı başlar.

Kontrol altına alınmayan ve yıllarca yüksek seyreden kan şekeri, vücuttaki tüm kılcal damarları içten içe yakıp yıkar. Diyabetin zamanla yol açtığı bazı ağır sorunlar şunlardır:

  • Görme kayıpları
  • Böbrek yetmezliği
  • Sinir hasarları
  • Hissizlik
  • İyileşmeyen yaralar

Kalp ve Damar Sistemimiz Fazla Kilolardan Neden Etkilenir?

İnsan kalbi, belirli bir vücut hacmine kan pompalamak üzere harika bir şekilde dizayn edilmiş bir kas pompasıdır. Ancak vücuda eklenen her fazladan kilo, kilometrelerce uzunluğunda yeni kılcal damar ağlarının oluşması demektir. Kalp, bu yeni dokulara da kan ve oksijen ulaştırabilmek için normalden çok daha fazla bir güçle çalışmak zorunda kalır. Tıpkı küçük kapasiteli bir motorun, çok ağır bir kamyonu yokuş yukarı çekmeye çalışması gibi, kalp kası sürekli bir aşırı yük altında ezilir.

Bu sürekli ve şiddetli pompalama eforu, damar duvarlarına yapılan basıncı artırarak hipertansiyon, yani yüksek tansiyon hastalığını doğurur. Eş zamanlı olarak vücuttaki yağ metabolizmasının bozulması kandaki kötü kolesterol seviyelerini yükseltir. Damar içinde dolaşan bu fazla yağlar ve kolesterol, damar duvarlarına yapışarak plaklar oluşturur. Damarlar zamanla daralır, sertleşir ve esnekliğini kaybeder.

Bu daralmanın yarattığı sağlık krizleri şunlardır:

  • Kalp krizi
  • Kalp yetmezliği
  • İnme
  • Damar tıkanıklığı

Fazla Kilo Uyku Kalitemizi ve Solunumumuzu Nasıl Engeller?

Uyku, bedenin kendini onardığı, hücrelerin yenilendiği ve beynin günün yorgunluğunu attığı en kritik zaman dilimidir. Ancak sağlıklı bir uyku, kesintisiz ve derin bir solunumla mümkündür. Aşırı kilonun solunum sistemi üzerinde yarattığı fiziksel baskı, bu hayati süreci adeta bir kabusa çevirebilir. Özellikle boyun, ense ve boğaz çevresinde biriken yağ dokusu, kişi uykuya daldığında tehlikeli bir mekanik engele dönüşür.

Uyku sırasında tüm vücut kaslarıyla birlikte solunum yollarını açık tutan kaslar da gevşer. Boyun çevresindeki ağır yağ kütlesi, bu gevşemiş hava yollarının üzerine çökerek nefes borusunu daraltır veya tamamen tıkar. Bu duruma Uyku Apnesi Sendromu adı verilir. Hasta gece boyunca nefes alabilmek için adeta boğulurcasına çabalar, nefesi defalarca durur ve oksijen seviyesi tehlikeli boyutlara düşer. Beyin, hastayı boğulmaktan kurtarmak için sürekli mikro uyanışlar yaşatır. Gece boyu dinlenemeyen, oksijensiz kalan beden, güne bitkin, sinirli ve odaklanma sorunlarıyla başlar. Bu durum sadece hayat enerjisini çalmakla kalmaz, aynı zamanda uykuda kalp krizi riskini de ciddi oranda artırır.

Fazla Kilolar ile Kanser Arasında Bir Bağlantı Var Mıdır?

Aşırı kilonun beden üzerinde yarattığı sessiz tehlikelerden biri de hücrelerin genetik yapısında yarattığı bozulmalardır. Tıp dünyasında yapılan uzun soluklu ve kapsamlı araştırmalar, vücuttaki yağ oranının artmasıyla belirli kanser türlerinin görülme sıklığı arasında çok net ve doğrusal bir bağlantı olduğunu ortaya koymuştur. Yağ dokusunun sadece bir depo olmadığını, aktif bir organ gibi çalıştığını daha önce belirtmiştik. Bu aktif çalışma, vücudun hormonal dengesini radikal bir şekilde değiştirir.

Özellikle kadınlarda, yağ hücreleri ekstra östrojen hormonu üreterek hormon seviyelerini normalin çok üzerine çıkarır. Bu yüksek hormon seviyesi ve yağ dokusunun yarattığı sürekli hücresel iltihaplanma durumu hücrelerin kontrolsüzce çoğalması için son derece elverişli bir zemin hazırlar. Bağışıklık sistemi zayıflar ve hatalı hücrelerin yok edilme süreci aksar.

Araştırmaların işaret ettiği riskli kanser türleri şunlardır:

  • Meme kanseri
  • Rahim kanseri
  • Yumurtalık kanseri
  • Prostat kanseri
  • Kalın bağırsak kanseri
  • Böbrek kanseri
  • Safra kesesi kanseri

Eklemlerimiz ve İskelet Sistemimiz Fazla Kiloyu Nasıl Taşır?

İnsan iskeleti, mühendislik harikası bir taşıyıcı sistemdir. Kemikler, eklemler, bağlar ve kıkırdaklar, belirli bir vücut ağırlığını yerçekimine karşı esnek bir şekilde taşımak üzere kusursuzca tasarlanmıştır. Ancak bu sistemin kapasitesinin üzerine çıkıldığında, mekanik aşınma ve yıpranma kaçınılmazdır. Vücuda eklenen fazladan her on kilo, adım atarken diz eklemlerine yaklaşık otuz ile kırk kilo arasında ekstra bir çarpma kuvveti olarak yansır.

Diz, kalça ve bel omurları gibi yük taşıyan ana bölgeler, bu sürekli ve ağır baskı altında zamanından çok önce yaşlanır. Eklem yüzeylerini pürüzsüz bir şekilde kaplayan ve hareketi kolaylaştıran kıkırdak dokusu, preslenen bir sünger gibi ezilir ve incelir. Kıkırdak inceldikçe kemikler birbirine sürtünmeye başlar. Bu sürtünme, halk arasında kireçlenme olarak bilinen osteoartrit hastalığının temel sebebidir.

Kemiklerin birbirine sürtünmesi şiddetli ağrılara, şişliklere ve hareket kısıtlılıklarına yol açar. Hasta canı yandığı için hareket etmekten kaçınır, yürüyüş mesafesi kısalır, merdiven çıkmak bir işkenceye dönüşür. Hareketsizlik arttıkça kalori harcaması düşer ve hasta daha da fazla kilo almaya başlar. Bu durum kişinin yaşam alanını daraltan, psikolojisini bozan ve giderek ağırlaşan bir kısır döngüdür.

Fazla Kilo Karın Duvarı Fıtıklarına Nasıl Yol Açar?

Fıtık, vücudun içindeki doku veya organların, onları yerinde tutması gereken kas ve zar tabakalarındaki zayıf bir noktadan dışarı doğru taşması olayıdır. Karın bölgesi, bu durumun en sık yaşandığı anatomik alandır. Karın duvarı fıtıklarının oluşumunda, karın içi basıncının artması ve destek dokularının zayıflaması en önemli iki faktördür. Aşırı kilolu bireylerde bu iki tehlikeli faktör aynı anda ve en şiddetli haliyle mevcuttur.

Öncelikle, karın boşluğunda ve iç organların çevresinde biriken devasa yağ kütlesi, içeriden dışarıya doğru muazzam bir basınç uygular. Tıpkı gereğinden fazla şişirilmiş ve her an patlamaya hazır bir balonun çeperlerindeki gerilim gibi, karın duvarı sürekli bir baskı altındadır. İkinci olarak bu yağ dokusu sadece karın içinde kalmaz, aynı zamanda karın kaslarının arasına da sızar. Kas liflerinin arasına giren yağ hücreleri, kasın dokusunu bozar, direncini kırar ve duvarı adeta bir sünger gibi zayıflatır.

Bunun yanı sıra karın cildi altındaki ağır yağ tabakası, yerçekiminin de etkisiyle karın duvarını dışarıdan aşağıya doğru sürekli olarak çeker. Hem içeriden gelen şiddetli itme kuvveti, hem zayıflamış doku yapısı, hem de dışarıdan gelen mekanik çekim birleştiğinde, karın duvarındaki dokuların yırtılması ve fıtıkların oluşması adeta kaçınılmaz bir sondur. İşin daha da tehlikeli yanı kalın yağ tabakasının bu yırtıkları fiziksel olarak gizlemesidir. Kişi fıtığını eliyle hissedemeyebilir ve durum ancak bağırsak sıkışması gibi hayati tehlike yaratan durumlarda fark edilebilir.

Fazla Kilosu Olanlarda Hangi Fıtık Türleri Daha Sık Görülür?

Karın içi basıncının yüksekliği ve doku gevşekliği, karın duvarının anatomik olarak zayıf olan tüm bölgelerinde fıtıklaşmaya zemin hazırlar. Özellikle bazı noktalar, iç basıncın yoğunlaştığı zayıf halkalar olarak öne çıkar ve fazla kilo bu halkaların kopmasına çok daha hızlı yol açar.

En sık karşılaşılan türlerden biri göbek fıtığıdır. Göbek deliği, anne karnındaki kordonun bağlandığı yer olduğu için doğal bir zayıflık noktasıdır ve artan karın basıncı ilk olarak bu noktadan dışarı taşma eğilimi gösterir. Bir diğer çok tehlikeli durum ise, daha önce herhangi bir nedenle karın ameliyatı geçirmiş hastaların kesi yerlerinde oluşan fıtıklardır. Cerrahi kesi bölgeleri orijinal doku kadar sağlam iyileşemez ve aşırı kilo, bu iyileşen dokuyu içeriden zorlayarak dikiş hatlarının patlamasına neden olur.

Bu bireylerde en sık rastlanan fıtık türleri şunlardır:

  • Göbek fıtığı
  • Kesi yeri fıtığı
  • Kasık fıtığı
  • Mide fıtığı
  • Göğüs kemiği altı fıtığı

Fazla Kilo Fıtık Ameliyatlarını Neden Daha Zor Hale Cerrahi Açıdan Getirir?

Bir fıtığın tedavisi cerrahidir; dışarı taşan organların içeri alınması ve yırtık bölgenin sağlamlaştırılması gerekir. Ancak hastanın vücudunda ciddi miktarda fazla yağ dokusu bulunması, standart bir fıtık ameliyatını her aşamasıyla zorlu bir mücadeleye dönüştürür. Cerrahi ekip için bu süreç hem teknik olarak meşakkatli hem de komplikasyon riski açısından oldukça yüksektir.

Birinci büyük engel, cerrahi sahanın derinleşmesidir. Deri ile onarım yapılacak kas tabakası arasında bulunan kalın yağ katmanı, cerrahın çalışma alanını bir kuyu gibi derinleştirir. Bu derinlik, görüş açısını daraltır ve kullanılan cerrahi aletlerin manevra kabiliyetini sınırlar. İkinci büyük sorun dokuların kalitesizliğidir. Yağlanmış ve yapısı bozulmuş dokular çok kırılgandır. Bu bölgelere dikiş atmak, ıslak bir kağıdı dikmeye çalışmaya benzer; dikiş ipleri zayıf dokuyu kolayca yırtabilir.

Ameliyat bittikten sonraki iyileşme süreci de ayrı bir risk barındırır. Kalın yağ tabakasının beslenmesi zayıf olduğu için yara bölgesine yeterince kan ve bağışıklık hücresi ulaşamaz. Bu durum yara yerinin mikrop kapma ihtimalini inanılmaz ölçüde artırır. Ayrıca geniş cerrahi alanlarda kan ve vücut sıvılarının cilt altında birikmesi, yara açılmaları ve dikiş atmaları normal kilolu bireylere göre katbekat fazladır. Tüm bu faktörler cerrahi başarıyı tehdit eden ciddi unsurlardır.

Fazla Kiloya Rağmen Fıtık Tedavisinde Hangi Yöntemler Kullanılır?

Modern tıbbın gelişimi, fıtık onarımlarında çok daha güvenilir ve kalıcı sonuçlar veren tekniklerin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Eskiden sadece yırtık dokuların karşılıklı çekilip dikilmesiyle yapılan onarımlar, gerilimi artırdığı için dikişlerin tekrar yırtılmasına yol açardı. Günümüzde ise altın standart, bu bölgelerin tıbbi yamalarla desteklenmesidir.

Bu yapay yamalar, dokuya binen yükü geniş bir alana dağıtarak yırtılmayı engeller. Ancak yamanın yerleştirildiği anatomik katman çok kritiktir. Yamanın doğrudan kasın arkasına, karın zarı ile kas dokusu arasına yerleştirildiği teknikler, fiziksel basınca en dayanıklı ve yeniden fıtık oluşma riskini en aza indiren güvenli yöntemlerdir.

Ayrıca tıbbi teknolojideki ilerlemeler sayesinde artık devasa kesiler yapmak yerine, kapalı yöntem denilen laparoskopik ve robotik cerrahiler ön plana çıkmıştır. Karın duvarına açılan birkaç milimetrik delikten içeri gönderilen kamera ve özel aletlerle yapılan bu ameliyatlar, yara yeri enfeksiyonu riskini dramatik şekilde düşürür. Kas dokusu kesilmediği için ameliyat sonrası ağrı çok daha az olur ve hasta günlük yaşamına çok daha hızlı dönebilir.

Fazla Kilolardan Kurtulmak İçin Hangi Cerrahi Yöntemler Devreye Girer?

Diyet uzmanı eşliğinde yapılan beslenme programları, egzersiz rejimleri ve yaşam tarzı değişiklikleri yeterli sonuç vermediğinde, bedeni bu yıkıcı yükten kurtarmak için obezite cerrahisi devreye girer. Bu ameliyatlar, sadece hastanın daha az yemesini sağlayan mekanik işlemler değildir; aynı zamanda bağırsak ve mide hormonlarının dengesini değiştirerek bedenin çalışma sistemini yeniden düzenleyen metabolik müdahalelerdir.

En yaygın uygulanan yöntem midenin büyük bir kısmının cerrahi olarak çıkarıldığı işlemdir. Bu yöntemde mide, ince bir tüp haline getirilir. Midenin hacmi küçüldüğü için hasta çok az bir porsiyonla doygunluk hisseder. Daha da önemlisi, çıkarılan mide bölümü iştah hormonunun salgılandığı merkez olduğu için, hastanın açlık hissi biyolojik olarak büyük ölçüde kaybolur.

Bir diğer güçlü yöntem ise hem gıda alımını kısıtlayan hem de emilimi azaltan bypass türü ameliyatlardır. Bu işlemde mide küçültülür ve ince bağırsağın önemli bir kısmı devre dışı bırakılarak doğrudan yeni mideye bağlanır. Hasta hem az yer hem de yediği gıdalardaki kalori, şeker ve yağın emilimi engellenir. Bu yöntem özellikle ağır diyabeti olan hastalarda çok daha güçlü sonuçlar verir. Cerrahiye uygun olmayan durumlarda ise mideye endoskopik yolla yerleştirilen ve yer kaplayarak tokluk hissi yaratan mide balonları, geçici ama etkili bir yardımcı çözüm olarak kullanılabilir.

Fazla Kilolardan Kurtulunca Hangi Hastalıklar İyileşir?

Obezite cerrahisi sonrasında vücut ağırlığının sağlıklı bir şekilde hızla azalması, sadece aynadaki görüntüyü değiştirmekle kalmaz; asıl büyük mucize iç organlarda ve kan değerlerinde yaşanır. Bedeni bir zırh gibi saran ve sürekli zehirli maddeler üreten yağ dokusunun erimesiyle birlikte vücut adeta taze bir nefes alır ve kendini hızla onarmaya başlar. Yıllarca içilen ilaçların dozları düşer ve hastaların büyük bir kısmı ilaç bağımlılığından tamamen kurtulur.

Kiloların gitmesiyle iyileşen veya tamamen kaybolan durumlar şunlardır:

  • İnsülin direnci
  • Şeker hastalığı
  • Yüksek tansiyon
  • Uyku apnesi
  • Eklem ağrıları
  • Nefes darlığı
  • Karaciğer yağlanması

Hem Fazla Kilosu Hem Fıtığı Olanlarda Tedavi Sırası Nasıl Olmalıdır?

Vücudunda hem aşırı kilo problemi hem de karın duvarında geniş bir fıtık olan hastaların en çok merak ettiği konu, her iki sorunun tek bir ameliyat masasında çözülüp çözülemeyeceğidir. İlk bakışta bir kerede tüm dertlerden kurtulmak fikri cazip görünse de tıp bilimi ve cerrahi güvenlik prensipleri bunun son derece hatalı ve tehlikeli bir yol olduğunu net bir şekilde gösterir.

Mide veya bağırsaklara müdahale edilen bir ameliyatta, sindirim sisteminin içi açıldığı için, ameliyat sahasına her zaman az miktarda da olsa bakteri bulaşma riski vardır. Eğer aynı anda karın duvarını onarmak için sentetik bir tıbbi yama yerleştirilirse, bu yamanın mikrop kapma ihtimali çok yüksektir. Mikrop kapmış bir yama, hastaya aylar süren acılı süreçler yaşatır ve o yamanın tekrar ameliyatla çıkarılması gerekir.

İkinci bir gerçek ise fizik kurallarıyla ilgilidir. Hasta o an hala ağır kilolu olduğu için, karın içi basıncı devam etmektedir. Fıtık dikilse bile, içerideki devasa basınç o dikişleri kısa süre içinde tekrar patlatacaktır. Bu nedenle bilimsel olarak izlenmesi gereken tek doğru yol vardır: Önce zayıflama ameliyatı olunmalı, ardından bir yıl beklenmelidir. Bu bir yıl içinde hasta ideal kilosuna kavuşur, karın içi basıncı düşer, yağlar erir ve kas dokusu sağlamlaşır. Beden tam anlamıyla sağlıklı bir yapıya kavuştuktan sonra fıtık onarımı yapıldığında, başarı şansı mükemmele yakın olur.

Fazla Kilo ve Fıtık Ameliyatları Öncesi ve Sonrası Nelere Dikkat Edilmelidir?

Başarılı bir cerrahi sonuç, sadece ameliyathanede geçen birkaç saatte değil ameliyat öncesinde başlayan ve sonrasında aylarca devam eden sıkı bir disiplin sürecinde gizlidir. Hastanın operasyona en iyi şartlarda hazırlanması, iyileşme hızını ve sonucun kalıcılığını doğrudan etkiler. Operasyon öncesinde sadece birkaç kilo vermek bile karaciğer boyutunu küçültür ve cerrahın içerideki çalışma alanını rahatlatır. Damar yapısını bozan alışkanlıkların tamamen terk edilmesi, yara yerinin oksijenlenmesi için olmazsa olmaz bir kuraldır.

Ameliyat bittikten sonra taburcu olan hastanın evdeki yaşantısı, ameliyatın kaderini belirler. Dokuların birbiriyle kaynaması, konulan yamanın vücutla bütünleşmesi belirli bir biyolojik süre gerektirir. Bu süre zarfında karın duvarına dışarıdan destek sağlamak ve içeriden gelen basınçları engellemek hayati önem taşır. Yanlış bir hareket veya beslenme hatası, aylarca süren emeğin boşa gitmesine neden olabilir.

Bu süreçte hastaların titizlikle uyması gereken kurallar şunlardır:

  • Sigarayı tamamen bırakmak
  • Ağır eşyalar kaldırmamak
  • Ters hareketlerden kaçınmak
  • Lifli gıdalar tüketmek
  • Bol su içmek
  • Tuvalette ıkınmamak
Güncellenme Tarihi: April 21, 2026
Detaylı bilgi ve randevu için iletişime geçin!

Çerez Tercihinizi Bize Bildirin

İnternet sitemizi ziyaret etmenizle birlikte, mevzuata uygun olarak kişisel verileriniz işlenmektedir. Aydınlatma metnini okumak için tıklayınız.

Ahmet Bekin Şahıs Şirketi tarafından internet üzerindeki hareketlerinize özelleştirilmiş pazarlama ve reklamcılık faaliyetleri yürütülmesi ve analizler yapılması adına çerezlerle kişisel verilerinizin işlenmesi açık rızanıza tabiidir, açık rızanızı Çerezleri Kabul Edin ile sunabilir ya da Çerez Tercihlerinden seçeneklerinizi kaydedebilirsiniz. Çerezlerle işlenecek olan kişisel verilerinize yönelik aydınlatma metnini okumak için tıklayınız.
Call Now Button