Demir içeren besinler listesinin başında sakatatlar, kırmızı et, deniz ürünleri ve hindi gibi hayvansal gıdalar ile mercimek, nohut, ıspanak, kabak çekirdeği ve pekmez gibi bitkisel kaynaklar yer alır. Vücudun oksijen taşıma kapasitesini ve enerji seviyesini doğrudan belirleyen bu mineral, biyolojik bir yakıt gibi çalışarak dokuların yenilenmesini ve hücrelerin nefes almasını sağlar. Kan hücrelerinin temel taşı olan demiri günlük sofranıza doğru şekilde dahil etmek; bağışıklık sisteminin güçlenmesinden yara iyileşmesine kadar her biyolojik süreçte kritik bir rol oynar. Bu zengin kaynakları tüketmek, sağlıklı bir metabolizmanın ve güçlü kan değerlerinin anahtarıdır.
İçerik
Hayvansal Kaynaklı Demir İçeren Besinler Nelerdir?
Beslenme yoluyla aldığımız demir, biyolojik olarak vücudumuzun onu işleme yeteneğine göre iki temel kategoriye ayrılır. Bunlardan ilki ve vücudumuz için en değerli olanı “hem demir” olarak adlandırılan formdur. Bu demir türü, doğrudan hayvansal dokuların, kanın ve kas hücrelerinin yapısında doğal olarak bulunur. Hayvansal kaynaklı demirin en muazzam özelliği, sindirim sistemimizden geçerken neredeyse hiçbir engele takılmamasıdır. Midemizdeki asit seviyesinin düşük olması ya da o öğünde yediğimiz diğer yiyeceklerdeki bazı engelleyici maddeler, bu demirin kana geçişini pek etkilemez. Bağırsaklarımız, bu formu adeta önceden tanır ve özel bir geçiş yolu sunarak doğrudan kana alır. Bu sebeple depoları hızla doldurmak gerektiğinde ilk başvurulacak kaynaklar hayvansal gıdalardır.
Bu grupta yer alan başlıca kaynaklar şunlardır:
- Karaciğer
- Dalak
- Böbrek
- Dana eti
- Koyun eti
- İstiridye
- Midye
- Karides
- Hindi eti
- Tavuk eti
- Ton balığı
- Uskumru
Yukarıdaki listede yer alan sakatatlar, özellikle de karaciğer, doğanın bize sunduğu en yoğun demir depolarıdır. Öyle ki sadece yüz gramlık bir karaciğer porsiyonu bile günlük demir ihtiyacının çok büyük bir bölümünü tek başına karşılamaya yeter. Üstelik karaciğerdeki bu demirin çok ciddi bir oranı anında kana karışabilir yapıdadır. Kırmızı et olarak bildiğimiz dana ve koyun eti ise, yüksek kaliteli protein içermesi ve sofralarımızda kolay erişilebilir olması nedeniyle, güçlü bir beslenme planının temel taşıdır. Kas dokusunu besleyen ve doku onarımını hızlandıran bu etler, cerrahi bir işlem sonrasında hastanın yatağından daha çabuk kalkmasına yardımcı olur.
Deniz ürünleri sevenler için kabuklu deniz canlıları, özellikle istiridye ve midye, tahmin edilenden çok daha fazla demir barındırır. Beyaz et tüketmeyi tercih edenler için ise tavuk ve hindi etinin koyu renkli kısımları, yani but ve incik bölümleri, göğüs etine kıyasla çok daha zengin bir demir içeriğine sahiptir. Bunun yanı sıra ton balığı ve uskumru gibi yağlı balıklar tüketmek, vücuda sadece demir sağlamakla kalmaz, aynı zamanda hücre zarlarını onaran ve iltihaplanmayı azaltan Omega-3 yağ asitleriyle birlikte mükemmel bir iyileşme ortamı yaratır.
Bitkisel Kaynaklı Demir İçeren Besinler Nelerdir?
Günlük hayatımızda tükettiğimiz demirin aslında sayıca çok büyük bir kısmı bitkisel gıdalardan gelir. Ancak bitkisel demirin, vücudumuz açısından oldukça zorlu bir biyolojik süreci vardır. Bitkilerin yapısında bulunan demir, doğrudan emilebilir formda değildir. Bağırsaklarımızdan kana geçebilmesi için öncelikle midede yoğun bir asit banyosundan geçmesi ve kimyasal yapısının tamamen değiştirilmesi gerekir. Bu dönüşüm işlemi, midenin ne kadar sağlıklı asit ürettiğine ve o öğünde tüketilen diğer yardımcı maddelerin varlığına sıkı sıkıya bağlıdır. Bu zorlu süreç nedeniyle, bitkisel kaynaklar demir açısından ne kadar yoğun olursa olsun, içerdikleri demirin ancak çok küçük bir yüzdesi kana karışmayı başarabilir.
Bu grupta yer alan en önemli bitkisel kaynaklar aşağıdaki gibidir:
- Mercimek
- Kuru fasulye
- Nohut
- Ispanak
- Pazı
- Tofu
- Kabak çekirdeği
- Bitter çikolata
- Kuru kayısı
- Kuru üzüm
- İncir
- Keçiboynuzu pekmezi
- Üzüm pekmezi
Bu listedeki yiyecekler, bitkisel temelli beslenenler ve et tüketimini azaltmak isteyenler için adeta birer can simididir. Özellikle mercimek, kuru fasulye ve nohut gibi baklagiller, sadece demir sağlamakla kalmaz, içerdikleri yüksek lif sayesinde sindirim sisteminin bir saat gibi düzenli çalışmasına yardımcı olur. Ispanak ve pazı gibi koyu yeşil yapraklı sebzeler geleneksel mutfağımızın vazgeçilmezleridir. Soya fasulyesinden elde edilen tofu, bitkisel protein ve demiri bir arada sunan harika bir alternatiftir.
Ara öğünlerde veya atıştırmalık olarak tüketilebilecek kabak çekirdeği, magnezyum ve çinko gibi diğer hayati minerallerle birlikte vücuda çok değerli bir demir desteği sunar. Tatlı krizlerini bastırırken kan değerlerini korumak isteyenler için kakao oranı yüksek bitter çikolata eşsiz bir tercihtir. Geleneksel kültürümüzde çok önemli bir yere sahip olan kuru meyveler ve pekmez çeşitleri ise, özellikle sabah kahvaltılarında veya enerjiye en çok ihtiyaç duyulan anlarda, hem kan şekerini doğal yollarla dengeler hem de kan yapım süreçlerine ciddi bir hammadde sağlar.
Besinlerdeki Demir Emilimini Artırmak İçin Neler Yapmalıyız?
Demir açısından zengin bir tabağı önümüze almak işin sadece başlangıcıdır. Asıl ustalık, o tabaktaki demirin boşa gitmeden kana karışmasını sağlamaktır. Özellikle bitkisel kaynaklı demirin emilimini artırmak için doğanın bize sunduğu muazzam bir anahtar vardır: C vitamini. C vitamini, bitkisel kaynaklı demir molekülleriyle midede birleşerek onların yapısını korur ve bağırsaklardan kolayca emilebilecekleri o özel formda kalmalarını garanti altına alır. Doğru besinleri aynı öğünde bir araya getirmek, alınan faydayı bir anda katlayarak artırır.
Demir emilimini güçlü bir şekilde destekleyen yardımcılar şunlardır:
- Portakal
- Limon
- Greyfurt
- Çilek
- Kivi
- Brokoli
- Havuç
- Lahana
- Domates
- Kırmızı biber
Bu bilgiyi günlük hayata uyarlamak son derece basittir. Örneğin ıspanak yemeği veya pırasa tüketirken üzerine bolca taze limon sıkmak, o yemekteki demirin emilim oranını muazzam bir şekilde artırır. Aynı şekilde kuru fasulye veya mercimek yemeğinin yanında taze domates, biber ve bol limon soslu bir yeşil salata tüketmek, bitkisel demiri vücut için çok daha kullanılabilir hale getirir. Sabah kahvaltısında tüketilen pekmezin veya yumurtanın yanında taze sıkılmış bir portakal suyu ya da greyfurt suyu içmek, kan değerlerini yükseltmek isteyen bir bireyin yapabileceği en akıllıca hamlelerden biridir. Ayrıca havuç ve lahana gibi sebzelerde bolca bulunan A vitamini, kana geçen demirin kemik iliğine taşınmasını hızlandırarak doğrudan kan hücresi üretimine destek olur.
Besinlerdeki Demir Emilimini Hangi Alışkanlıklar Engeller?
Bazı besinler demir emilimini desteklerken, bazen masum görünen günlük alışkanlıklarımız yediğimiz demirin kana hiç geçemeden vücuttan atılmasına sebep olabilir. Ülkemizdeki en yaygın beslenme hatalarından biri, yemeklerin hemen üzerine veya yemekle birlikte yoğun çay tüketimidir. Çayın yapısında bulunan tanenler ve kahvenin içindeki polifenoller, midede demir moleküllerine adeta bir mıknatıs gibi yapışır. Bu birleşme sonucunda o kadar büyük ve karmaşık bir molekül ortaya çıkar ki bağırsak duvarları bu büyük yapıyı hücre içine alamaz. Sonuç olarak yediğimiz o değerli gıdalardaki demir, vücudumuza hiçbir fayda sağlamadan dışkı yoluyla atılır gider.
Demirin emilimini ciddi oranda engelleyen faktörler şu şekildedir:
- Siyah çay
- Yeşil çay
- Kahve
- Süt
- Yoğurt
- Beyaz peynir
- Kaşar peyniri
- Ayran
- Kefir
Bu engellemeyi ortadan kaldırmak için çay ve kahve keyfini yemeklerden tamamen ayırmak gerekir. Demir içeren zengin bir ana öğünden en az bir saat önce ve bir saat sonra çay veya kahve tüketmemek, demirin midede özgürce işlenmesine zaman tanır. Bir diğer önemli engelleyici ise kalsiyumdur. Kalsiyum oldukça ilginç bir mineraldir çünkü hem hayvansal hem de bitkisel demirin emilimini aynı anda yavaşlatabilen tek besin ögesidir. Süt, yoğurt, peynir ve ayran kemik sağlığı için harikadır; ancak kırmızı et yediğiniz veya demir depolarınızı doldurmayı hedeflediğiniz bir öğünde bunlardan kaçınmak gerekir. Örneğin köftenin yanında ayran içmek yerine taze sıkılmış bir meyve suyu veya limonata tercih etmek, köftedeki demirden maksimum verim almanızı sağlar. Süt ürünlerini, günün farklı saatlerinde, demir içermeyen ara öğünlerde tüketmek çok daha sağlıklı bir planlamadır.
Obezite Cerrahisi Sonrası Demir Emilimi Neden Bozulur?
Aşırı kilo problemiyle mücadele eden ve bu nedenle tüp mide veya gastrik bypass gibi anatomik değişiklikler içeren bir cerrahi geçiren bireylerin sindirim sistemi, ameliyat öncesine göre tamamen farklı bir mekanizmayla çalışır. Bu operasyonlar kişinin kilo vermesini ve metabolik hastalıklarından kurtulmasını sağlarken, bir yandan da demir gibi hayati minerallerin emilimini ciddi anlamda zorlaştırır. Bu hastaların ilerleyen aylar ve yıllar içinde kansızlık yaşamamaları için bu yeni biyolojik düzeni çok iyi anlamaları gerekir.
Obezite cerrahisi geçirenlerde demir emilimini bozan başlıca etkenler şunlardır:
- Mide hacminin küçülmesi
- Mide asidi üretiminin azalması
- Onikiparmak bağırsağının devre dışı kalması
- Kırmızı ete karşı gelişen toleranssızlık
- Günlük tüketilen gıda miktarının düşmesi
Tüp mide ameliyatlarında midenin büyük bir kısmı çıkarıldığı için, gıdaları sindirmeye ve bitkisel demiri işlenebilir forma dönüştürmeye yarayan mide asidi miktarı dramatik şekilde düşer. Yeterli asit banyosundan geçemeyen demir, bağırsaklara ulaştığında emilmeye hazır hale gelemez. Bypass türü operasyonlarda ise durum biraz daha farklıdır. Yediğimiz gıdalar mideden çıktıktan sonra normalde onikiparmak bağırsağına uğrar; ki burası demirin vücuda en çok alındığı ana istasyondur. Ancak bypass ameliyatında gıdalar bu bölgeyi tamamen atlayarak daha aşağıdaki bağırsak kısımlarına yönlendirilir. Yani demir, emilmesi gereken ana duraktan hiç geçmeden yoluna devam eder.
Üstelik bu operasyonlardan sonra hastaların büyük bir kısmında, özellikle ilk aylarda, en değerli demir kaynağı olan kırmızı ete karşı bir isteksizlik ve sindirim zorluğu başlar. Hacim kısıtlaması nedeniyle yenen porsiyonlar çok küçülür. Tüm bu etkenler bir araya geldiğinde, obezite cerrahisi hastalarının demir depolarını dolu tutmak için son derece bilinçli ve stratejik beslenmeleri şarttır. Yemeklerle birlikte sıvı alınmaması kuralına harfiyen uyarak, katı gıdaların midede kalış süresini uzatmak ve asitle daha uzun süre temas etmesini sağlamak bu hastalar için altın değerindedir.
Fıtık Ameliyatlarında Yara İyileşmesi İçin Demir Neden Önemlidir?
Karın duvarında, kasıklarda veya eski bir ameliyat kesisinin üzerinde oluşan fıtıkların tedavisi, vücudun bozulan mekanik bütünlüğünün cerrahi olarak yeniden yapılandırılması işlemidir. Bu onarım sırasında bölgeye yama yerleştirilse veya güçlü dikişler atılsa bile, nihai kalıcılığı sağlayacak olan şey hastanın kendi vücudunun o bölgede üreteceği yara dokusunun, yani kollajen liflerinin sağlamlığıdır. Kollajen, dokularımızı bir arada tutan biyolojik bir çimento gibidir ve bu çimentonun üretilebilmesi, sağlamlaşabilmesi için demir minerali vazgeçilmez bir yapı taşıdır.
Eğer fıtık ameliyatı olan bir kişinin kanında demir eksikliği varsa, üretilen kollajen dokusu zayıf, kalitesiz ve esnekliği düşük bir yapıda olur. Oksijen taşıma kapasitesi düştüğü için yara bölgesine yeterli oksijen gidemez, bu da iyileşmeyi yavaşlatır ve bölgenin enfeksiyonlara karşı direncini kırar. Aylar sonra, günlük aktiviteler sırasında oluşan basınçlar, bu zayıf iyileşmiş dokunun tekrar yırtılmasına ve fıtığın nüks etmesine yol açabilir.
Ancak burada çok hassas bir denge vardır. Demir eksikliğini gidermek için kullanılan ağızdan alınan ilaçlar, genellikle bağırsak hareketlerini yavaşlatarak şiddetli kabızlık yapma eğilimindedir. Fıtık ameliyatı sonrası kabızlık nedeniyle tuvalette ıkınmak, karın içi basıncını inanılmaz derecede artırarak daha yeni atılmış dikişleri tehlikeye atar. Bu paradoksu kırmak için, demir tedavisi gören bir cerrahi hastasının bağırsaklarını yumuşak tutacak besinleri mutlaka diyetine eklemesi gerekir.
Bu süreçte tüketilmesi gereken yüksek lifli ve bağırsak dostu yiyecekler şunlardır:
- Yulaf ezmesi
- Kuru erik
- Keten tohumu
- Chia tohumu
- Zeytinyağlı sebzeler
- Taze meyveler
- Bol su
Demir desteği alırken bol su tüketimi ve bu lifli gıdaların günlük diyete dengeli bir şekilde yerleştirilmesi, hastanın hem kan değerlerini yükseltmesini hem de dikişlerine hiçbir zarar vermeden pürüzsüz bir iyileşme süreci geçirmesini güvence altına alır.
Beslenmenin Yetersiz Kaldığı Durumlarda Damardan Demir Tedavisi Nasıl Uygulanır?
Her ne kadar beslenme ve yaşam tarzı değişiklikleri demir eksikliğiyle mücadelenin temeli olsa da bazı özel durumlarda sadece yiyeceklerle veya ağızdan alınan haplarla sorunu çözmek mümkün olmaz. Eğer hasta obezite cerrahisi geçirmiş ve anatomik olarak emilim yeteneğini yitirmişse, ya da önünde çok kısa süre sonra gerçekleşecek büyük bir ameliyat varsa ve kan değerlerinin hızla toparlanması gerekiyorsa, tıp dünyasının sunduğu en etkili ve hızlı yöntem intravenöz, yani damardan doğrudan uygulanan demir tedavileridir.
Bu yöntem sayesinde, bağırsakların emilim bariyerleri tamamen aşılır. Normalde hastanın haftalarca veya aylarca düzenli hap kullanarak elde edebileceği demir birikimi, özel bir serum eşliğinde ve hastane ortamında yapılan güvenli bir infüzyonla bazen tek bir seansta vücuda yüklenebilir. Böylece hasta, ameliyat masasına çok daha güçlü, doku oksijenasyonu mükemmel seviyede ve ameliyat sonrası iyileşmeye tamamen hazır bir biyolojik altyapıyla yatar. Damardan verilecek demirin miktarı asla tahmini olarak belirlenmez. Hastanın kilosu ve mevcut kan değerleri üzerinden yapılan hassas tıbbi matematiksel hesaplamalarla, vücudun ne kadar eksiği olduğu saptanır ve hastaya miligramı miligramına, tam ihtiyacı olan miktar güvenle verilir.

Op. Dr. Ahmet Bekin, 1983 yılında İstanbul’da doğdu. 2006 yılında Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu ve 2011 yılında İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Uzmanlık eğitimini tamamladıktan sonra fıtık cerrahisi, reflü cerrahisi, obezite cerrahisi, ileri laparoskopik cerrahi ve robotik cerrahi alanlarında çalıştı. Ayrıca endokrin cerrahisi, onkolojik cerrahi ve minimal invaziv cerrahi alanlarında da eğitim aldı. Halen İstanbul’daki özel kliniğinde Türkiye’nin yanı sıra Almanya ve Fransa gibi ülkelerden de hasta kabul etmektedir.
